Dünyanın başlangıcından beri insanoğlu içindeki varlığın açlığını gidermek için bir şeylere inanma isteği duymuştur. Bu kimi zaman Allah olmuştur, kimi zaman bir obje olmuştur, kimi zaman da bunların hepsinin saçma olduğunu düşünüp, bu düzenin tamamen bir tesadüfe dayandığını düşünen ateistlik olmuştur. Adı her ne olursa olsun bunun adı bir inanıştır. Ve hiç kimse bir insanın bu düşüncesini yok edemez. Değiştirilebilir ama yok edemez. Değiştirilebilir diyoruz, değiştirir demiyoruz. Aradaki farkın anlamı zorla değil güzellikle, incitmeden değil inandırarak. İnanmıyorsa zaten yapılabilecek bir şey yoktur.
Müslümanlığın doğuşundan beri, Hıristiyanlık cephesi Müslümanlığı kabul etmemiş, bununla da kalmayarak “misyonerlik” adı altında Müslümanlığı içten içe yok etmeye çalışmışlardır, çalışıyorlar da. Bir insan nasıl olur da “inandığı, gönül verdiği, uğruna ölmeyi dahi kabul ettiği din olgusunu değiştirebilir” diyorsunuz. Değiştirir. Nasıl? Eğer bugün çocuklarımıza gerekli din dersi veremiyorsak, yazının başında da dediğimiz gibi insanın içindeki varlığın boş olan inanç olgusunu doldurmak isteyecektir. Bunu da fırsatçı olan misyonerlerin sayesinde kandırılabiliyor. Bir başka durum ise; eğer bir insanın soyunda bir başka dinden olan bir insan varsa, bu insanı da çevirmek o kadar zor olmasa gerek.
Şunu anlamak mümkün mü Allah aşkına; sen ülkende din derslerini verdirmeye-ceksin, inancı uğruna başörtüsünü taktırmayacaksın, çocuğunu Avrupalılara özendireceksin, çocuğuna her izlediğimiz filmde bir kilise veya bir din olgusunu empoze edercesine yaptıkları yabancı sinemalarını seyrettireceksin, namaz kılanlara öcü görmüş gibi bakacaksın, ama iş misyonerlere gelince seyirci kalacağız. Burada şapkamızı önümüze alıp düşünmemiz lazım. Biz hangi ülkede yaşıyoruz. Biz bu ülke uğruna, İslam uğruna kanını verenlerin soyundan geliyoruz. Hasta adam benzetmesiyle, kurtuluş savaşı sırasında ülkesini bırakıp kaçan diye yıllarca biz çocuklara yalan yanlış bilgiler vererek, bizi Osmanlı İmparatorluğundan soğutmaya çalışan emperyalistlerin bu yalanlarını ancak büyüyünce anlıyoruz. Sayın Bülent Ecevit bakın ne diyor Osmanlının son padişahı Vahdettin hakkında:”Vahdettin'e hiç hain demedim. Çünkü ne kadar zor koşullar altında padişahlık yaptığını biliyorum. Ülke işgal altındaydı. Ordusu kalmamış. Bu koşullar altında bile çok önemli işler yaptı. O hain değildir. Bazı hoş olmayan şeyleri mecburen yapmıştır. Kurtuluş savaşına açıktan olmasa bile belirgin şekilde destek oldu. İstanbul'dan ayrılacağı zaman devletin elinde külliyetli altın ve para vardı. O, çok az bir miktar aldı. İstese tümünü alabilirdi. Saygıdeğer bir davranışta bulundu.”
Osmanlı İmparatorluğu zamanından beri elimizdeki avucumuzdakini sömürmeye çalışanların ekmeğine yağ sürmekte olduğumuzun ne zaman farkına varacağız. Bizi bize vurduruyorlar, bizi kendilerine çekmek istiyorlar, geçmişimizi lekelemeye, dinimizi yok saydırmaya çalışıyorlar. Biz hala koyun gibi, onların dediklerini yapıp, onların gösterdikleri yoldan gidiyoruz. İslam dininin en parlak devrinde, medeniyeti, tıbbı, matematiği, feni, astronomiyi ve daha birçok bilimi bizden öğrenen batılı dediğimiz Avrupalılar, şimdi bizi beğenmez oldular. Onlar bize hayranken, şimdi biz onlara hayran olur duruma getirildik.
Biz geleneklerimizle bugünlere kadar sağlam şekilde geldik, yani gelmiştik. Maalesef günümüzde gelenekten bahsetmek mümkün mü? Neden? İzin vermiyorlar. Eskiden dine, ataya, babaya, anaya, ülkeye sağlık duyardık. Şimdi en ufak bir saygı göstergesi yok. Eskiden gayrimeşru kelimesini duymazdık bile veya çok gizli yapılırdı. Şimdi ise çocuklarımıza örnek olacak olan sanatçı kitlesi, göğüslerini gere gere açıklamaktan sakınca bile duymuyorlar. Televizyonlarda, bir ay öncesinden başlayan Noel çığırtkanlığını dünyanın en ücra köşesindeki adını bile duymadığımız ülkelerdeki kutlamaları, ballandıra ballandıra gösteren saygı değer medyamız, sıra, peygamberimiz Hz. Muhammed(S.A.V.)’in doğum gününe geldiğinde, tek bir kare bile koymadan geçerler. Hiçbir müslümanın buna gıkı çıktımı bu zamana kadar, ama söz konusu Müslümanlık olduğunda her haber bir şeriat haberi olur, her program zaplanacak gereksiz bir program olur, her ibadet bir gericilik olur, her eşyası bir siyasi simge oluverir nedense..!

0 yorum:
Yorum Gönder